Ana içeriğe atla

Pırlantamın Taşı

İnsan çok enteresan bir varlık. İnsan psikolojisi de bir o kadar enteresan. Tarih içerisinde pek çok evrim geçirmiş insanoğlu. Mağaralarda yaşamış, ateş diye bir şey ile tanışmış sonra taşlara şekiller vermişler silahlar yapmışlar. Derken tekerleği bulmuşlar ve ondan sonra işler sarpa sarmaya başlamış.Görünüşü değişmiş insanların zamanla, giydikleri, yedikleri içtikleri değişmiş. Bu liste epey uzar gider...Zamanla insan doğasında değişmeyen şey içsel duyguları ve hissi dünyaları olmuş. Öfke, nefret, sevmek, kıskanmak, üzülmek...Tüm bu hisler insan doğasında hep vardı ve var olmaya devam edecek. İnsan için değişmeyen asıl önemli şey değerleri. Maddi değerler ve manevi değerler... Peki maddi değerler manevi değerleri nasıl etkiliyor? Maddi değerler manevi değerlerin bir ölçüsü olabilir mi?
Maddi değerleri iki şekilde düşünelim. Sahip olduğumuz maddi değerler ve sahip olmayı beklediğimiz maddi değerler. 
Sahip olduğunuz maddi şeylerin marka değeri ne kadar fazla ise size duyulan saygı, insanlar içerisinde yer etmeniz de o kadar artacak. Bu bilinen ve kabul edilen birşey ki hepimizin bildiği gibi itibardan tasarruf olmaz. 
Burada asıl vurgulamak istediğim şey, sahip olmayı beklediğimiz maddi değerler. Herkes kendisinin en iyisine, en güzeline layık olduğunu düşünür. Siz kendinize en pahalısını en güzelini alamayabilirsiniz ama eğer biri size birşey yapacaksa veya birşey alacaksa en güzelini yapmalı, en pahalısını almalı!!!Çünkü siz en iyilerine layıksınız ya hani!!! Şimdi işte tamda bu noktada ne oluyor biliyor musunuz? Normalde bu kişilerin sevimsiz kendini beğenmiş ukala tipler olduğunu düşünüp uzak durmak gerekirken işte öyle olmuyor. Bu insanlar kıymet görüyor, el üstünde tutuluyor. Psikolojik olarak bu durumu şu şekilde ifade edebilirim ; Kendisine güzel ve kaliteli, pahalı şeyleri layık görenlerin değeri karşısındaki insanda o insanın değerli biri olduğu algısı meydana getiriyor. Yani sen kendine değer verirsen başkaları da verir cümlesini kendini pahalı şeylere layık görürsen değerin artar olarak yorumluyorum... 
Peki hemen şunu sormak istiyorum ; başkaları beni değerli görsün diye ben kendi değerlerimden vaz mı geçeceğim??? İşte bu soruya hayır diye cevap veriyorsanız tebrikler sizin de ömür boyu kıymetiniz bilinmeyecek. Düğün mü yapılacak en lüx mekanda olmalı, koltuk takımı en kalitelisinden, araba en son modelinden olmalı! Öyle varoşlar gibi ucuz yerlerde gezemezsin, balayı maldivlerde olmalı! Kulağa kafan kadar küpeleri takıp pembe flamingo üstünde Hindistan cevizi sütü içerken çektiğin fotişlerinle kıskandırmalısın herkesi! Sonra hooop saçlar hemen platin sarısı, üzerinde sarı şişme mont pembe renk range roverın altında... Tebrikler sen artık çok kıymetli, herşeyine katlanılan el üstünde tutulan birisin... 
Pırlantanın taşı istediğin büyüklükte değil mi? At kocişine bir kaç gün trip sonra bak istediğin olmayacak mı? 
Ben ne yaptım? Aman pahalı restoranlara gitmeyelim masraf aman şunu almayalım israf aman öyle aman böyle... Kamp yapacak yer bulamamıştık kamp alanına kırk tl para vermeyelim gerek yok demiştim yol kenarında kamp yapmıştık... Bir yere oturmadan tek tek menülerine bakmıştım en hesaplı yeri seçmiştim... Sonuç? Hüsran... 
Ha kimse bana değer versin diye kendi alamayacağım şeyleri başkasından istemem. Başkasından değer göreceğim diye kendime olan saygımı yitiremem. Varsın benim pırlantamın taşı küçük olsun ya da pırlantam hiç olmasın... Varsın range roverım olmasın ne olacak benim beyaz güvercinim var :). Saçlarımın renginden de son derece memnunum ayrıca.. 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Özgür Bir Hamam Böceği'nin Hikayesi

   Bir zamanlar özgür kız vardı hatırlar mısınız bilmem. Z kuşağının daha doğmadığı doksanlar sonunda Nil Karaibrahimgil galiba bir GSM operatörü için çekilen reklam filminde özgür kız olmuştu. Özgür kızım istediğimi taparım temalı reklam filmini yine o dönemlerin trol kültürünün en önemli temsilcisi Hamdi Alkan, reyting Hamdi programında epey tiye almıştı. Özgürüm diye evden çıkan özgür kızın başına gelmeyen kalmıyordu. Kamyoncular, benzinlikte pompacılar filan hep taciz ediyordu... İlginçtir o dönem bu trol işi sadece güldürü için yapılıyordu. Yani açıkçası toplumsal bir mesaj verme kaygısı ya da bir eleştiri arzusu yoktu o dönem. Neyse konu bu değil.  Ha bu arada bir de özgür erkek vardı. Onu da Tarkan canlandırdı. Ama özgür kız yalnız kalmasın diye öylesine yapılmış gibi bir şeydi.   Kimdi bu özgür bireyler? Ben özgürüm diye çantasını sırtına alıp her şeyi arkada bırakan ve görmedikleri yerleri görmek için uzaklara...

TESADÜF DİYE Bİ'ŞEY...

Tesadüfler bizi bir araya getirirmiş...Doğru mu? Bilemem.   Hepimiz dünyada belli bir paketin içerisine doğuyoruz. Belli insanların içinde yaşamak için geliyoruz. Doğal olarak onlara, o coğrafyaya uyum sağlıyoruz. Onların inandığı şeylere inanınıp, onların düşman olduklarına düşman oluyoruz. Yemek yemeyi, mücadele etmeyi ve kazanmayı onlardan öğreniyoruz. Dünyada pek çok ülkeden pek çok şehirden pek çok insandan herhangi birini seçebileceğimiz sonsuz seçenek var. Fakat bize seçim hakkı verilmiyor. Peki şans eseri bir tesadüfün sonucu olarak mı doğduğumuz coğrafyaya geliyoruz?  Ben şöyle hayal ediyorum ; dünyaya gelme sırası uzaklarda bir yerlerde ruhlarımız arasında sırasıyla gerçekleşiyor. O an yeryüzünde iki insan çocuk yapmak için gerekli şeyi yapıyorlar ve döllenme başlıyor. Dünyaya gelecek ruhun sırası geliyor ve yavaş yavaş dünyaya iniyor. Dokuz ay sonra da gözlerini dünyaya açıyor. Basbayağı ruhumuzun içinde olduğu bedeni de biz seçmiyoruz! Coğrafyayı biz seçmiyoru...

PANDEMİK DOKUNUŞLAR

Bir ay önce olaylar patlak verdiğinde gayet iyimserdim. Şimdi de kötümser değilim ama daha gerçekçi bakıyorum olanlara, olacak olanlara. Epey zaman gerek normale dönmeye. Bu zaman pek çok şeyi alıp götürecek bizden. En başta da sağlığımızı. Nasıl kıymetini anladık ama sağlığımızın? Hayatımızı onlarca şey ile doldurmuşuz bunu fark ettik. Arabalar, evler, yatlar, katlar,  kıyafetler, takılar, ayakkabılar, makyaj malzemeleri...Bunların hepsi bir köşede dururken biz öylece oturmuş sağlıklı günlerimizi özlüyoruz...Sağlığımız yoksa demek hiç bir anlamı yokmuş bunların!!! Ben de kendi sağlığım için endişe ettim ve tam bir hafta önce  bugün hastaneye gittim. Mart ayının sonlarına doğru şiddetli boğaz ağrısı yaşamaya başladım. Bir sabah kalktığımda sağ bademciğimin dışarıdan görünecek kadar şiştiğini fark ettim. Eve yakın bir sağlık ocağına gittim. Doktor ateşimi ölçtü nefes darlığımı sordu ve ilaç verip gönderdi. İlaçları kullandım bir hafta gayet iyi geçti. Sonrasında ise ara sıra ...