Tesadüfler bizi bir araya getirirmiş...Doğru mu? Bilemem.
Hepimiz dünyada belli bir paketin içerisine doğuyoruz. Belli insanların içinde yaşamak için geliyoruz. Doğal olarak onlara, o coğrafyaya uyum sağlıyoruz. Onların inandığı şeylere inanınıp, onların düşman olduklarına düşman oluyoruz. Yemek yemeyi, mücadele etmeyi ve kazanmayı onlardan öğreniyoruz. Dünyada pek çok ülkeden pek çok şehirden pek çok insandan herhangi birini seçebileceğimiz sonsuz seçenek var. Fakat bize seçim hakkı verilmiyor. Peki şans eseri bir tesadüfün sonucu olarak mı doğduğumuz coğrafyaya geliyoruz?
Ben şöyle hayal ediyorum ; dünyaya gelme sırası uzaklarda bir yerlerde ruhlarımız arasında sırasıyla gerçekleşiyor. O an yeryüzünde iki insan çocuk yapmak için gerekli şeyi yapıyorlar ve döllenme başlıyor. Dünyaya gelecek ruhun sırası geliyor ve yavaş yavaş dünyaya iniyor. Dokuz ay sonra da gözlerini dünyaya açıyor. Basbayağı ruhumuzun içinde olduğu bedeni de biz seçmiyoruz! Coğrafyayı biz seçmiyoruz. Peki tesadüflerle başlayan insan hayatı ne zaman seçimlerle yönetilme evresine geçiyor?
Aslında net bir tarih vermek de imkansız. Kanunen on sekiz yaşını doldurmuş bireyler kendi iradeleri ile borç altına girebilirler. Kanun bu kimseleri yetişkin sayıyor ve iradelerine bir sonuç bağlıyor. Fakat aslen bir kimsenin kendi seçimlerini kendi yapabilmesi için içinde doğduğu çevreden, yaşadığı çevreden yavaş yavaş uzaklaşması lazım. Bunu kuşun uçmayı öğrenip yuvadan uçması gibi düşünebiliriz. Gerçi bizim kültürümüzde kuşun yuvadan uçması kızın başka diyarlara gelin gitmesini ifade etmek için kullanılıyor. Ama doğada yuvadan uçtuktan sonra geri dönüp annesinin yuvasına el öpmeye gelen bir kırlangıç göremezsiniz. O halde kendi seçimlerimizi özgürce yapmak için, içinde doğduğumuz çevreden uzaklaşmamız gerektiği sonucuna varırız. Ya da ben en azından o sonuca varıyorum...
Kanun her ne kadar 18 yaşının ikmaline hukuki sonuç bağlasa da bizim gibi kültürel değerlere ve maneviyata büyük önem veren toplumlar için yaş meselesinin bağlayıcılığı yoktur. Ailesinin bakımı altında olan bir kimse kendi kendine yetmeye, kendi hayatını kazanmaya başladığı yaşa kadar fiilen uzakta olsa bile kendi seçimlerini özgürce yapamaz. Buna ekonomik özgürlüğe ulaşmanın seçimlerimizin bağımlılığını azaltması diyebiliriz.
Diğer bir mesele ise maneviyata daha fazla önem veren dolayısıyla aile unsurunu hayatın en önemli parçası gören toplumumuzun büyük kesiminde bireyler ekonomik özgürlüğe kavuşsa da çoğu kararları aileden bağımsız alamazlar. Kısaca anlatmak istediğim şu ki; aile değerleri ve aileye bağlılık yükseldikçe kişi doğduğu coğrafyadan uzaklaşmak yerine doğduğu coğrafyaya daha fazla bağlanır ve özgürce karar alan bireyler olmak yerine ailenin devamlılığı sağlamak ve hoşnutluğunu kazanmak için hareket eder.
Tesadüf eseri doğduğumuz coğrafya ve insanların arasında özgür, kendi seçimlerini kendi yapabilen ve bunun için kimsenin yadırgamadığı bireyler olamıyoruz bu şekilde.
İçinde doğduğumuz coğrafya kaderimiz olabilir ama coğrafyanın hayatımıza yön vermesi kaderimiz değildir. İçinde doğduğumuz insanların inandığı değerlere inanmamayı seçebiliriz ya da onların husumeti olan kişilere düşmanlık beslemeyebiliriz...
Falanca kişinin kızı, oğlu olmanın ötesinde hepimiz harika bir mekanizma ile donatılmış varlıklarız. Esasen yürümeye başladığımız ilk günden beri de özgürce kendi kararlarımızı alma eğilimindeyizdir. Dış baskılar çocuğu bastırır ve zamanla çocuk büyüdükçe kararlarını özgürce almak yerine çevresel faktörleri de ister istemez hesaba katar...
Sonuç olarak tesadüf eseri doğduğumuz coğrafya kaderimiz değildir. Seçim yapabilme yetisine sahip olduğumuz ilk andan beri ipler bizim elimizde. Ya coğrafyaya itaat edip gelenekselin parçası olup içinde doğduğumuz insanların bir klonu olarak yaşarız ya da özgürce kendi kararlarını alan hayatına egemen olan bireyler oluruz. Bu da bir tercih...
Yorumlar
Yorum Gönder