Ana içeriğe atla

Güvenme Sorunsalı...


Hangi kelimenin anlamının daha korkutucu olduğuna karar veremiyorum. Birine güvenmek mi daha konforlu hissettirir yoksa güvenmemek mi? Dilbilgisi kurallarına göre güvenmek olumludur, güvenmemek ise olumsuz. Ancak farklı kurallar ve paradigmalar çerçevesinde güvenmek, birine bir şeye güven duymak olumlu anlam taşımayabilir.
Etrafımızı çevreleyen insanları sınıflara ayırıp, bu sınıflar içerisinde yer alan insanlara özel olarak o insanların şahsi özelliklerini düşünmeden genel bir yaklaşımda bulunabiliriz. Mesele birinci sınıf olan yakın akrabalarımıza, çekirdek ailemiz içerisinde yer alan insanlara güveniriz. Şahsiyetlerden bağımsız olarak şu cümleyi kurmam yanlış olmaz; birinci dereceden yakın akrabalarımıza güveniriz. İkinci sınıfta ise arkadaş olarak benimsediğimiz insanlar vardır diyelim. Arkadaş olarak benimsediğimiz diyorum çünkü sıradan bir insanı arkadaş olarak benimsemek için belli aşamalardan geçmiş olması lazım. Genel olarak şu cümleyi de kurabilirim o halde; arkadaş olarak benimsediğimiz insanlara güveniriz. Etrafımızda ki insanların üçüncü sınıfında ise, hayatın normal akışında ve hayatın belli bir döneminde sadece belli bir amaçla hayatımıza dahil olan insanlar. Bu insanlar sadece hayatımızda olması gerektiği için seçiminiz dışında hayatınızda olanlardır. Üç aylığına gittiğiniz kursta sizle aynı sınıfta bulunan insanlar yahut Diyarbakır-Antalya otobüsünde yirmi saat geçirmek zorunda geçirdiğin insan veya aynı ortamda olmak zorunda olduğun yüzünü görmek zorunda kaldığın iş yerindeki kişiler, spor salonunun senin dışında kalan diğer üyeleri. Üçüncü sınıfı genişletmek mümkün. Sosyal çevrenizin genişliğine göre bu insanların sayısı epey fazla olabilir. Üçüncü sınıfta yer alan insanlara esas olarak güvenmeyiz. Ancak hayat akışı devam etsin diye güvenmek zorunda kalırız. Mesela iş yerinde yaptığınız iş her neyse güven duymak esastır. 
Bu sınıflandırmayı herkes kendi özel durumuna göre genişletebilir, daraltabilir, sınıflamayı artırabilir. Ama ortalama bir insanın etrafındaki insanlar hemen hemen bu şekilde sınıflandırılmaktadırlar. 
Güvenme sınıflandırmasını bu şekilde oluşturduktan sonra asıl soruyu sormalıyım. Peki güven ne demek? TDK'a göre "Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu" olarak tanımlanmaktadır. İddialı bir tanımlama gibi geldi bana. Hiçbir kuşku duymadan inandığım ve bağlandığım bir insan var mı acaba şu an hayatımda? Tüm bu sınıflar arasında itiraf etmem gerekirse korku, kuşku ve bir çekinme hissi duymadan belki inandığım biri ya da birileri vardır ama bağlandığım kimse yok. 
Soruyorum ve sorguluyorum. Yanlış giden bir şeyler olduğunda hep kendimi sorgulamayı adet edindim. Neden hiç kimseye korkmadan bağlanamıyorum, kuşku duymadan inanamıyorum? Dilim başka şeyler söylese de aklımda hep ihtimaller kol geziyor ve güven duygum ücra bir köşesinde kalbimin can çekişiyor. 
Belki de sorun benimdir. Belki de güvenilmez bir insanım ve herkesi kendim gibi sanıyorum. İnsanlardan bu kadar şüphe ettiğim için kendimden utandığım da oldu güven duygusunun beni tökezlettiği de. 
Hayatımın şu aşamasında yaşadığım tecrübelerimden yola çıkarak diyebilirim ki, birinci ve ikinci sınıfa dâhil etmediğiniz hiç kimseye kuşku duymadan inanmamanız lazım. Korkmadan ve çekinmeden de bağlanmamanız. Yoksa hayatınız sonraki döneminde ortadan kalkan güven hissinin yerini şüphe ve korkular alıyor...
Ömür boyu sürecek kuşkular ile yaşamaktansa güvenip güvenmeyeceğiniz konusunda bir karar verin ve güvenmeyeceğiniz insanlar hayatınızda yer işgal etmesin. 
Kuşku güvenin güvesidir ve zamanla yer bitirir....


Yorumlar

  1. "üç aylığına gittiğiniz kursta sizle aynı sınıfta bulunan insanlar" mı? alacağın olsun valla mademoiselle. :(

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Özgür Bir Hamam Böceği'nin Hikayesi

   Bir zamanlar özgür kız vardı hatırlar mısınız bilmem. Z kuşağının daha doğmadığı doksanlar sonunda Nil Karaibrahimgil galiba bir GSM operatörü için çekilen reklam filminde özgür kız olmuştu. Özgür kızım istediğimi taparım temalı reklam filmini yine o dönemlerin trol kültürünün en önemli temsilcisi Hamdi Alkan, reyting Hamdi programında epey tiye almıştı. Özgürüm diye evden çıkan özgür kızın başına gelmeyen kalmıyordu. Kamyoncular, benzinlikte pompacılar filan hep taciz ediyordu... İlginçtir o dönem bu trol işi sadece güldürü için yapılıyordu. Yani açıkçası toplumsal bir mesaj verme kaygısı ya da bir eleştiri arzusu yoktu o dönem. Neyse konu bu değil.  Ha bu arada bir de özgür erkek vardı. Onu da Tarkan canlandırdı. Ama özgür kız yalnız kalmasın diye öylesine yapılmış gibi bir şeydi.   Kimdi bu özgür bireyler? Ben özgürüm diye çantasını sırtına alıp her şeyi arkada bırakan ve görmedikleri yerleri görmek için uzaklara...

TESADÜF DİYE Bİ'ŞEY...

Tesadüfler bizi bir araya getirirmiş...Doğru mu? Bilemem.   Hepimiz dünyada belli bir paketin içerisine doğuyoruz. Belli insanların içinde yaşamak için geliyoruz. Doğal olarak onlara, o coğrafyaya uyum sağlıyoruz. Onların inandığı şeylere inanınıp, onların düşman olduklarına düşman oluyoruz. Yemek yemeyi, mücadele etmeyi ve kazanmayı onlardan öğreniyoruz. Dünyada pek çok ülkeden pek çok şehirden pek çok insandan herhangi birini seçebileceğimiz sonsuz seçenek var. Fakat bize seçim hakkı verilmiyor. Peki şans eseri bir tesadüfün sonucu olarak mı doğduğumuz coğrafyaya geliyoruz?  Ben şöyle hayal ediyorum ; dünyaya gelme sırası uzaklarda bir yerlerde ruhlarımız arasında sırasıyla gerçekleşiyor. O an yeryüzünde iki insan çocuk yapmak için gerekli şeyi yapıyorlar ve döllenme başlıyor. Dünyaya gelecek ruhun sırası geliyor ve yavaş yavaş dünyaya iniyor. Dokuz ay sonra da gözlerini dünyaya açıyor. Basbayağı ruhumuzun içinde olduğu bedeni de biz seçmiyoruz! Coğrafyayı biz seçmiyoru...

PANDEMİK DOKUNUŞLAR

Bir ay önce olaylar patlak verdiğinde gayet iyimserdim. Şimdi de kötümser değilim ama daha gerçekçi bakıyorum olanlara, olacak olanlara. Epey zaman gerek normale dönmeye. Bu zaman pek çok şeyi alıp götürecek bizden. En başta da sağlığımızı. Nasıl kıymetini anladık ama sağlığımızın? Hayatımızı onlarca şey ile doldurmuşuz bunu fark ettik. Arabalar, evler, yatlar, katlar,  kıyafetler, takılar, ayakkabılar, makyaj malzemeleri...Bunların hepsi bir köşede dururken biz öylece oturmuş sağlıklı günlerimizi özlüyoruz...Sağlığımız yoksa demek hiç bir anlamı yokmuş bunların!!! Ben de kendi sağlığım için endişe ettim ve tam bir hafta önce  bugün hastaneye gittim. Mart ayının sonlarına doğru şiddetli boğaz ağrısı yaşamaya başladım. Bir sabah kalktığımda sağ bademciğimin dışarıdan görünecek kadar şiştiğini fark ettim. Eve yakın bir sağlık ocağına gittim. Doktor ateşimi ölçtü nefes darlığımı sordu ve ilaç verip gönderdi. İlaçları kullandım bir hafta gayet iyi geçti. Sonrasında ise ara sıra ...