Ana içeriğe atla

TAŞ YERİNDE AĞIRDIR

 

Deyimleri ve atasözlerini seviyorum. Dilimiz bu açıdan oldukça zengin. Uzun uzun anlatmak istediğin bir şeyi tek çırpıda bir kelime öbeği ile anlatabilirsin. Bu yazı ile söylemek istediğim şey de bu kadar basit; “Taş yerinde ağırdır”. Fakat ben hem mecaz hem gerçek anlamıyla kullanacağım bu deyişi. Nasıl mı? Anlatayım.

Olayın başlangıcı 2 yıl öncesine gidiyor. Ama bir hafta önce karşıma çıktı haber. Çorum’da tarlasında nohut eken bir çiftçi tarlasında yer alan bir taşı kaldırmak ister. Fakat bu taşta yanlış giden bir şey fark eder. Taş hacmine göre olması gerekenden çok daha ağırdır. Tek başına taşı tarladan kaldıramaz ve komşulardan yardım ister.

Habere göre “İlgili kişi, dışı gri renkte olan 68 kilo ağırlığındaki taştan aldığı bir parçayı incelenmesi için bir yakının yardımıyla ABD'deki bir üniversiteye ulaştırmış. İncelemede, taşın bir göktaşı olduğu ortaya çıkmış. Dünya literatürüne ‘Gerdekkaya’ (12 haneli köyün adı bu) ismiyle giren gök taşında 12 element bulunduğu Türkiye’nin en büyük üçüncü gök taşı olduğu belirtilmiş”. Bu detayı görünce tabii aklımda hemen birkaç soru belirdi. Şahıs neden Türkiye’de bir Üniversiteye numune göndermek yerine yurt dışında inceletme yoluna gidiyor? Bizim ülkemizde böyle bir inceleme yapacak donanım yok mu?

Aradan geçen iki yıllık süre içerisinde Gerdekkaya taşı müzede dahi sergileniyor. Yine ilgili habere göre 4. 000 kişi taşa bakmaya gelmiş. Müzeye gitme oranlarımızı göz önüne alacak olursak taş bayağı sükse yapmış diyebiliriz.



İşin civcivli kısmına şimdi geleyim. Haberin başlığı bu 68 kiloluk “taşın” 180 bin dolara alıcı bulması. Tabii hemen basit bir matematikle TL cinsinden kaç para olduğunu da parantez içine yazmışlar ki daha fazla ilgi çeksin. Bu iki yıllık süreçte pek çok alıcısı olmuş elbette. Fiyatlar teklif edilmiş filan ama, sonuçta göktaşı bu ucuza gitmemeli diye düşünmüş çiftçi abimiz ve iki yılın sonunda en yüksek teklif verene “okutmuş” taşı. Sonuçta bir göktaşını yüzlerce kişi ister ama en yüksek teklifi veren ABD’li vatandaş alır. 

Şimdi de işin can alıcı (bence) kısmına geleyim. Çiftçi abimiz tarlasında bulduğu bu göktaşının maliki olabilir mi? Bu taşı serbest bir şekilde yurt dışına çıkarabilir mi? Bilimsel değeri haiz olduğu konusunda şüphe olmayan bu göktaşı üzerinde Devletin bir öncelikli alım hakkı yok mu? Hatta biraz daha ileri gideyim Türkiye sınırları içerisinde bulunmuş olan bir göktaşının mülkiyeti devlete ait olmalı mı? Olmamalı mı? Haberde ilgili kişinin her şeyi resmi şekilde yaptığından bahsediliyor. Zaten müzenin de haberi var ki bir müddet sergilenmiş göktaşı müzede. Abimiz taşın sahibi! Bu konuda bir hukuki engel yok! 

Hukuki anlamda bu göktaşlarının üzerinde özel mülkiyet olabilir mi? Devlet mülkiyeti olabilir mi? Çeşitli ulusal ve uluslararası metinlerde konu nasıl düzenlenmiş diye merak ediyorsanız benim gibi alanda yazılan en kapsamlı çalışma için dipnota attığım makaleyi okumalısınız[1]. Bizim hukuk sistemimizde göktaşlarının mülkiyetine ilişkin özel bir düzenleme yok.

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu akla gelen ilk Kanun olmakla birlikte, Kanunda korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının genel bir tanımı verilmiş ve sonrasında bu kültür ve tabiat varlıkları sayılmıştır. İlgili hükme göre “Jeolojik, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait, jeoloji, antropoloji, prehistorya, arkeoloji ve sanat tarihiaçılarından belge değeri taşıyan ve ait oldukları dönemin sosyal, kültürel, teknik ve ilmi özellikleri ile seviyesini yansıtan her türlü kültür ve tabiat varlıkları” Kanun bu genel tanımdan sonra örneklem yoluna gitmiştir. Fakat göktaşlarının dünya dışı olması burada yazanlardan hiçbiri ile bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla hukuki açıdan göktaşlarının korunması gerekli tabiat varlığı olduğunu maalesef söyleyemiyoruz.

Peki ilk defa mı göktaşı bulundu ve satıldı bu ülkede? Yakın bir tarihte 2015 yılında Bingöl’de meydana gelen göktaşı satışından bir milyondan fazla gelir elde edilmesi gündemi epey meşgul etmiş[1]. Daha da ilginç olan kısmı Bingöl’de köylülerin elde ettiği bu göktaşı ganimetinden vergi alınıp alınamayacağı meselesinin tartışılması. Bingöl Maliye Müdürlüğü ekipleri, göktaşlarının düştüğü merkez Sarıçiçek Köyü’nde yaptığı incelemeden sonra, göktaşları satışının vergiye tabi tutulacağını açıklıyor ve  bu duruma tepki gösteren köylüler, “Göktaşı, gökten gelmiştir, vergiye tabi tutulamaz” diyor . Hatta Dönemin ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek Vergi alınsın mı alınmasın mı diye anket dahi yapmış Twitterdan !!! Gerçekten burada tartışılması gereken konu göktaşlarının satışından elde edilen gelirin(?) vergilendirip, vergilendirilmeyeceği mi? 

Mevcut düzenleme ortada. Yıllardır yapılan satışlar ortada. Asıl tartışılması gereken konu bu göktaşlarının değerinin neden hala para ile ölçülmeye çalışılması. Bingöllü köylülerin dediği gibi göktaşı gökten gelmiştir!!! Gökten gelen bu taş tarlasına düşen köylünün nasibi midir gerçekten? Gökten gelen bu taşlar göklerin altındaki herkesindir. Herkesin bu taşlara bakma ve istediği zaman gidip inceleme hakkı olmalıdır. Bu dünyadan olmayan, doğa dışı şeyler üzerinde mülkiyet hakkı iddia etmek kolay yoldan zengin olup “köşe dönme” meraklısı insanların arzusudur. Bu taşların sahip olduğu değerin farkında olup koleksiyonlarının parçası haline getirmek isteyenlere ne kadar yüksek fiyattan satarlarsa o kadar iyidir!!

Konu hakkında şahsi kanaatim bu güne kadar herhangi bir düzenleme yapılmaması, doğal, kültürel ve bilimsel değerlerimize bakış açımızı ortaya koymaktadır. 19. Yüzyılda Avrupalılar Osmanlı topraklarında eski eser avına çıktığı dönemde Osmanlı Devletinin bir eski eser kanunu yoktu! Şimdi Londra British Müzesi, Paris Louvre Müzesi, Berlin Pergamon Müzesi, Bu topraklardan götürülen birbirinden unik ve kıymetli eserlerle dolu. Osmanlı Devletinin gözü önünde çıkarılan, götürülen eserleri gidip yerinde görmek varken, mesela bergama Zeus sunağını gidip İzmir’in Bergama ilçesinde görecekken, Berlin’e gitmemiz gerek. Yine Knidos aslanının göz çukurlarına bakıp büyülenmek için Muğla /Datça’ya gitmek varken, Londra British Museum’a gitmek gerek. Efes Antik kentinde yer alan Celsus kütüphanesinin heykellerinin orijinallerini görmek için İzmir’in Selçuk ilçesine gitmek varken Viyana Ephesus müzesine gitmek gerek…..


Bu saydıklarım sadece yazarken aklıma gelen birkaç örnek. O dönemin yönetiminin eski eserlerin değeri konusunda oturmuş bir bilinci yoktu. O Eserler Devletin malı da değildi ama dönemin devleti kendi malı gibi alınıp götürülmesine göz yumdu hatta çoğu kez yabancı devlet adamlarına ilişkileri geliştirmek adına hediye dahi edildi!

Biz aradan geçen neredeyse 2 yüzyılın sonunda bu alanda oldukça yol kat Ettik. Ama halen daha millet olarak kültürel, doğal değerlerini koruma bilincini oturtamadık. Olması gereken herhangi bir düzenleme veya yasak olmaksızın ortak değerlerin herkes tarafından korunması gerekliliği. Çünkü biz bu dünyayı çocuklarımızdan ve torunlarımızdan ödünç aldık. Fakat maalesef düzenlemelere rağmen talanlar, yağmalar ve kaçakçılık gündemde yer etmeye devam ediyor.

Bu göktaşı meselesinin de bir an önce halledilmesi gerektiğini düşünüyorum.  Dünya’dan olmayan bu “taşların” bilimsel değeri haiz olduğu açıkça ortada iken halen daha göz göre göre ülkemizden çıkmasına engel olunmamasını hayretle izliyorum. Biz neden yüz yıl sonra ülkemizde yer alan kocaman bir göktaşı müzesi ile gurur duymayalım????

[1] Konuya ilişkin bakılacak en sağlam kaynak; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/838407 (08.03.2021). 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Özgür Bir Hamam Böceği'nin Hikayesi

   Bir zamanlar özgür kız vardı hatırlar mısınız bilmem. Z kuşağının daha doğmadığı doksanlar sonunda Nil Karaibrahimgil galiba bir GSM operatörü için çekilen reklam filminde özgür kız olmuştu. Özgür kızım istediğimi taparım temalı reklam filmini yine o dönemlerin trol kültürünün en önemli temsilcisi Hamdi Alkan, reyting Hamdi programında epey tiye almıştı. Özgürüm diye evden çıkan özgür kızın başına gelmeyen kalmıyordu. Kamyoncular, benzinlikte pompacılar filan hep taciz ediyordu... İlginçtir o dönem bu trol işi sadece güldürü için yapılıyordu. Yani açıkçası toplumsal bir mesaj verme kaygısı ya da bir eleştiri arzusu yoktu o dönem. Neyse konu bu değil.  Ha bu arada bir de özgür erkek vardı. Onu da Tarkan canlandırdı. Ama özgür kız yalnız kalmasın diye öylesine yapılmış gibi bir şeydi.   Kimdi bu özgür bireyler? Ben özgürüm diye çantasını sırtına alıp her şeyi arkada bırakan ve görmedikleri yerleri görmek için uzaklara...

TESADÜF DİYE Bİ'ŞEY...

Tesadüfler bizi bir araya getirirmiş...Doğru mu? Bilemem.   Hepimiz dünyada belli bir paketin içerisine doğuyoruz. Belli insanların içinde yaşamak için geliyoruz. Doğal olarak onlara, o coğrafyaya uyum sağlıyoruz. Onların inandığı şeylere inanınıp, onların düşman olduklarına düşman oluyoruz. Yemek yemeyi, mücadele etmeyi ve kazanmayı onlardan öğreniyoruz. Dünyada pek çok ülkeden pek çok şehirden pek çok insandan herhangi birini seçebileceğimiz sonsuz seçenek var. Fakat bize seçim hakkı verilmiyor. Peki şans eseri bir tesadüfün sonucu olarak mı doğduğumuz coğrafyaya geliyoruz?  Ben şöyle hayal ediyorum ; dünyaya gelme sırası uzaklarda bir yerlerde ruhlarımız arasında sırasıyla gerçekleşiyor. O an yeryüzünde iki insan çocuk yapmak için gerekli şeyi yapıyorlar ve döllenme başlıyor. Dünyaya gelecek ruhun sırası geliyor ve yavaş yavaş dünyaya iniyor. Dokuz ay sonra da gözlerini dünyaya açıyor. Basbayağı ruhumuzun içinde olduğu bedeni de biz seçmiyoruz! Coğrafyayı biz seçmiyoru...

PANDEMİK DOKUNUŞLAR

Bir ay önce olaylar patlak verdiğinde gayet iyimserdim. Şimdi de kötümser değilim ama daha gerçekçi bakıyorum olanlara, olacak olanlara. Epey zaman gerek normale dönmeye. Bu zaman pek çok şeyi alıp götürecek bizden. En başta da sağlığımızı. Nasıl kıymetini anladık ama sağlığımızın? Hayatımızı onlarca şey ile doldurmuşuz bunu fark ettik. Arabalar, evler, yatlar, katlar,  kıyafetler, takılar, ayakkabılar, makyaj malzemeleri...Bunların hepsi bir köşede dururken biz öylece oturmuş sağlıklı günlerimizi özlüyoruz...Sağlığımız yoksa demek hiç bir anlamı yokmuş bunların!!! Ben de kendi sağlığım için endişe ettim ve tam bir hafta önce  bugün hastaneye gittim. Mart ayının sonlarına doğru şiddetli boğaz ağrısı yaşamaya başladım. Bir sabah kalktığımda sağ bademciğimin dışarıdan görünecek kadar şiştiğini fark ettim. Eve yakın bir sağlık ocağına gittim. Doktor ateşimi ölçtü nefes darlığımı sordu ve ilaç verip gönderdi. İlaçları kullandım bir hafta gayet iyi geçti. Sonrasında ise ara sıra ...