Bir zamanlar özgür kız vardı hatırlar mısınız bilmem. Z kuşağının daha doğmadığı doksanlar sonunda Nil Karaibrahimgil galiba bir GSM operatörü için çekilen reklam filminde özgür kız olmuştu. Özgür kızım istediğimi taparım temalı reklam filmini yine o dönemlerin trol kültürünün en önemli temsilcisi Hamdi Alkan, reyting Hamdi programında epey tiye almıştı. Özgürüm diye evden çıkan özgür kızın başına gelmeyen kalmıyordu. Kamyoncular, benzinlikte pompacılar filan hep taciz ediyordu... İlginçtir o dönem bu trol işi sadece güldürü için yapılıyordu. Yani açıkçası toplumsal bir mesaj verme kaygısı ya da bir eleştiri arzusu yoktu o dönem. Neyse konu bu değil.
Ha bu arada bir de özgür erkek vardı. Onu da Tarkan canlandırdı. Ama özgür kız yalnız kalmasın diye öylesine yapılmış gibi bir şeydi.
Kimdi bu özgür bireyler? Ben özgürüm diye çantasını sırtına alıp her şeyi arkada bırakan ve görmedikleri yerleri görmek için uzaklara giden, kimseye hesap vermeden özgürce istediklerini yapan insanlar. Yerlisi oldukları ve tanıyıp bildikleri bölgeden başka bölgelere gidip oraların yabancısı olan insanlar. Hepimiz bu dünyanın yabancıları değil miyiz zaten? İşte öyle bir şey.
Peki sadece insanlar mı özgürce gezebilir? Peki özgürlük duygusu besleyen bir balina mesela sürüden ayrı avlanmak isterse? Hayat rutininin dışına çıkıp yalnız yüzmek istese sığ sularda? Yahut aslan vejetaryen beslenme şeklini tercih etse ve geyiklerle beraber otlansa? Hayvanlar da özgürce kendi yaşamları hakkında kendileri karar verseler?
Mesela bir hamam böceğini düşünelim. Düşününce bile bir tiksinti oluşuyor değil mi? Kabul sevimli canlılar değiller. Peki neden bir hamam böceği gördüğümüzde hemen içimizde onu öldürme duygusu beliriyor? Sırf sevimli olmadıkları için mi?
Hiç düşündünüz mü o canlıların evimizde ne işi var? Belki hamam böceği sürüden ayrılıp yeni maceralar aramak için geldi evinize. Olamaz mı?
Geçen gün sepette kumaşları toparlarken iki cm bile boyu olmayan bir böcek çıktı kumaşların altından. Hemen böcek zehrini üzerine sıktım. Sonra can havliyle kaçmaya başladı kanepenin altına doğru. Kaçarken bir daha sıktım. Sonra kanepeyi biraz ittirdim ve oracıkta böceğin cansız bedenini gördüm. Aldım attım elimi yıkadım ve normal hayatıma devam ettim!
Böceğin tek yaptığı şey benim sepetime girmekti. Belki bir macera peşindeydi, belki serinledi orada biraz dinlenmek istedi... Fakat sonra Döndü canisi onu gördü ve öldürdü! Sanki böceği görünce yapmam gereken tek şey ondan kurtulmam diye düşündüm. Öldürdükten bir on dk sonra düşündüm, ben bana hiçbir zararı olmayacak olan böceği neden öldürdüm? Neden içimde bu duygu var? Aslında böceğin bana zarar verip vermemesi değil mesele. Asıl mesele böceğin bir yabancı olması! Bildiğimin ve alıştığımın dışında bana yabancı olan bir "şey" izinsiz bir şekilde benim yaşam alanıma dahil olmuştu. Beynim otomatik olarak onun zararlı birşey olacağının sinyalini verdi bana. İçgüdüsel bir hareket olarak bana zarar verecek birşey olabileceğini düşündüm ve ondan kurtuldum...
Alışılagelmişin dışında olan herşeyi normal (!) değil diyerek yadırgıyoruz. Daha sonra da normal olmadığı için dışlıyor ve zararı olmasa bile hayatımızdan çıkarmaya çalışıyoruz. Kendi normallik algımızı kendi düzen yapımızı olması gereken gibi görüp değişik bir tercih ile yahut düzenin dışından birşeyler ile karşılaşınca yok sayıyoruz veya yok ediyoruz. Kendi düzenim (normalim) içinde bana yabancı gelen birşeyi düzenimin dışına çıkardım kısaca!
Özgür bir hamam böceği bu dünyaya gözlerini yumdu benim yüzümden . Umarım burada güzel zaman geçirdin. Seni bir mendile sarıp balkondan dışarı salabilirdim. Öyle yapmış olsaydım yaşamaya devam edebilirdin. İçimde bunun pişmanlığını yaşıyorum.


Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSilÖzgürlük duygusu besleyen bir balinanın sürüden ayrılıp yalnız yüzmesi deyince aklıma yıllardır derin sularda yapa yalnız yüzen bir balinanın hüzünlü hikayesi geldi.Bu balina alışılmışın dışında 52 hertz şiddetinde ses çıkarıyor ve diğer balinalarla haliyle iletişim kuramıyor.Bu yüzden tercih edilmiş yalnızlıkla,yalnızlığa itilmek arasında büyük fark olduğunu düşünüyorum.Hamam böceğiyle ilgili anlatımınızda toplumun,farklı insanları ötekileştirmesi ve belirli kalıplara sokup üstünü çizdiğine dair bir metafor anladım.Yani en azından ben öyle anladım :)Ayrıca son zamanlarda ben de odama hasbelkader giren canlıları hemen öldürmek yerine bir şişe vasıtasıyla dışarı çıkarmayı başladım.Özellikle arıların ekosisteme olan yararları nedeniyle bunu yapmayı vicdanen mecbur hissediyorum.
YanıtlaSilŞahane yorumunuz için teşekkür ederim :)
Sil